BTTF
Aşağıda da BTTF filmindeki zaman yolculuklarını gösteren bir grafik var.
Kılavuzu Don Quijote olanın burnu Cyrano gibi olur.
Yukarıdaki fotoğrafa dikkatlice bakın. Hemen hemen aynı yaşlarda, iki çok genç insan görüyorsunuz. Soldaki genç bayan Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te yaşıyor. Objektifimize bir alışveriş merkezinde annesinin kucağındayken takıldı. Adını öğrenebilme şansımız olmadı. Sağdaki genç bayan ise Almanya'nın Heidelberg şehrinde Königstuhl'a çıkan teleferikte ailesinin yanında bize "merhaba" dedi. Adı Debra. Almanya'da bulunan bir ABD'li bir çiftin 2 numaralı kızı, Debra. Her iki genç bayanın da 4 yada 5 yaşlarında olduklarını tahmin ediyorum... Alman New Age sanatçısı, müzisyen Ralf Illenberger'in Horizons albümünden Jamina adlı parçası ve görmekte olduğunuz bu fotoğraf, bir bütünün parçası haline geldiler bu satırlar yazılırken... Ralf Illenberger ise çok sevdiği kızının gülüş sesleriyle süslediği parçasına yine kızının adını vermiş...Hayatı ve yaşadığımız gezegeni tanımak için böylesine duru ve böylesine sade bakışlara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum... Ama nedense oyunbozan, kötü çocuklar olan bizler, yukarıdaki duruluğun yanında son derece anlamsız kalan "güç" tutkumuzla, hayatı ve bütün gezegeni, kelimenin tek anlamıyla israf ediyoruz... Terörü, çevre kirliliğini, tüketim çılgınlığını, kişisel hırs ve açgözlülüklerimizi eritecek bir gücü var fotoğraftaki o gözlerdeki anlamın... Bu kırılgan güzelliği önce anlamak gerek. Galaksiler, sınırsız uzay boşluğu, DNA sarmallarının karmaşık ve dudak uçuklatan yapısı, ve bütün bu varlığın anlamı... Günlük hayatın karmaşasının bize neler yaptığına, fotoğraftaki küçükler gibi "duru" olamayışımıza ağlamak gerek belki de. Olgular evrenini, anlamlar evrenine tercih ediş öykümüzün adı belki de "büyümek" oluyor. Hemen büyütmeyi vadeden kimyasal katkılı gıdalar da nitekim kendi "olgu"larını bize satarak para kazanmak isteyenlerin eseri değil mi?
Küçük bir çocuğun bakışlarındaki duruluk, kanımca, bir kanıttır. Neyin kanıtı olduğuna varın siz karar verin...
Yine Kırgızistan. Isık Göl yakınları...
Foto: Eugene Smith
A.- Ölümsüzlük hakkında bir tartışmaya kapılmış, lambayı yakmadan geceyi etmiştik. Yüzlerimizi seçemiyorduk. Coşkudan daha inandırıcı bir aldırmazlık ve yumuşakla, Macedonio Fernandez'in sesi ruhun ölümsüzlüğünü tekrarlıyordu. Gövdenin ölümünün bütünüyle anlamsız olduğu konusunda bana güven veriyordu. Macedonio'nun bıçağıyla oynuyordum o sırada; açıp kapıyordum. Bir komşu akordeonu, eskiliğine inandırıldıkları için birçok insanın sevdiği şu üzünçlü saçmalığı, la Cumparsita'yı çalıyordu... Sakince konuşabilmek için intihar etmeyi önerdim Macedonio'ya.
Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ı 35 sene önce yazmış. O günden bugüne ne değişmiş diye soranları kendi muhasebelerini yapmaya davet ediyorum. Uzun ama kolayca okunan, akıcı bir metin.
2004 yılında dünyanın en iyi 500 üniversitesi hangi üniversitelerdi? Bu sıralamayı Institute of Higher Education, Shanghai Jiao Tong University yapmış ve internette bulabilirsiniz.
Asıl dikkat edilmesi gereken bu en iyi 500 üniversitenin ülkelere göre dağılımı. Yandaki tabloda bu dağılımı görebilirsiniz. Burada ABD'nin Avrupa'yı çok geride bıraktığı açıkça görünüyor. İlk ona giren bütün üniversiteler anglo-sakson kökenli.
Macar edebiyatının önde gelen yazarlarından Ferenc Molnar (1878 Budapeşte-1952 New York), ülkemizde tek bir eseriyle tanınmaktadır. 1907'de yazdığı "Pal Sokağı Çocukları" adlı roman, Türkçe'ye ilk kez 1944 yılında çevrilmiş, sonrasında defalarca yeniden çevrilmiştir. Türkiye'de bir çocuk romanı olarak kabul edilen bu eser, aslında Budapeşte toplumunun bir analizidir. Molnar, bu romanında Macar başkentinin bir sokağında yaşayan çocukların, başka bir mahallenin çocuklarıyla, oyun alanı olarak kullanılan bir bıçkıhanenin arsası üzerindeki egemenlik mücadelelerini anlatmaktadır. Birinci Dünya Savaşı'nın tamtamlarının duyulduğu bu Avrupa tarih kesitinde, her iki mahallenin çocukları da askeri bir hiyerarşi içinde örgütlenmişlerdir ve Pal Sokağı'nın bütün çocukları subaydır, biri hariç; er Nemecek. "Kıt olan daha değerlidir" cinsinden bir mantık kuralının varlığına rağmen, er Nemecek, diğer bütün çocuklardan emir almakta, onların verdikleri bütün görevleri yerine getirmektedir. Ancak çok sayıda subaya tek bir er düştüğü için kimse statüsünün tadını çıkartamamakta ve sonuçta kural işlemekte, er Nemecek nadir ve değerli bir "meta" olmaktadır. Ferenc Molnar, bu kitapta oyun oynayan çocukların aynasında bir toplum analizi yapmakta ve aslında herkesin bir bakıma diğerleri üzerinde sırf unvanla yükselmeyi marifet saydığını göstermektedir.
Ne düşündüğünü biliyorum, serseri. "Dünyanın dayanabilme gücünü yeteri kadar sınadım mı" diye düşünüyorsun. Pekala, sana gerçeği söyleyeceğim, bu kargaşada bunu ben de gözden kaçırdım. Fakat elimdeki nükleer başlıklı bombalarımla dünyanı başına yıkma gücüne sahip olduğumu düşünecek olursan, kendine şu soruyu sormalısın: "Kendimi şanslı hissediyor muyum?" Pekala, hissediyor musun, serseri?