• Cumartesi Yazıları
  • Düşler ve Erdemler

    Kılavuzu Don Quijote olanın burnu Cyrano gibi olur.

    Google
     
    Web Düşler ve Erdemler'de
    <$BloPazartesi, Ağustos 29, 2005

    <$Blo

    Isaac Asimov’un “Rest Of the Robots” isimli hikaye kitabında (Pyramid Books-1964) yazdığı bir hikaye tanıtım yazısı,
    burada ... İnsan Yasaları'na ulaşmanın yolu robot yasalarından geçiyor olabilir mi?
    <$BloCumartesi, Ağustos 27, 2005

    <$Blo

    İngilizler’in taktığı isimle “Çöl Kaplanı” Fahrettin Paşa I. Dünya Savaşı’nda Medine’yi tam 2 yıl 7 ay boyunca savundu. Fahrettin Paşa bunun yanında askeri için “Mehmetçik” ismini günlük emirlerde kullanması, bugün Topkapı Sarayı’nda bulunan kutsal emanetleri İngilizler’in ve Hicaz Emiri Hüseyin’in eline geçmeden İstanbul’a göndermesi ile de askeri tarihimize geçdi.

    Bu kahraman komutan ve askerleri 1918 Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra bile uzun süre teslim olmayı reddettiler. Fahrettin Paşa bu isteği reddederek şöyle der: “Ben Peygamberimin kabrini kimseye teslim edemem!". Hatta tarih kaynakları İstanbul hükümeti'nin emrini tebliğ için gelen subayı Fahrettin Paşa'nın bir odaya kapadığını ve bu bilginin Medine'de yayılmasını engellediğini yazar. Fahrettin Paşa uzun süre yazışmalarla İstanbul'u oyalar ve şehri teslim etmez. Neticede Fahrettin Paşa'nın Medine’de kalması imkansız hale gelir. Çünkü o artık görevinden alınmıştır. Bunun üzerine, Paşa tekrar Resülullah'ın huzuruna çıkar ve göz yaşları içerisinde silahını Peygamberimize teslim ederek halini arzeder, vedalaşır...

    Bu savunma sırasında sadece düşmanla değil, yazın 40-50 derece arasında değişen sıcakla ve açlıkla da mücadele edildi. Fahrettin Paşa’nın Mehmetçik’lere verdiği aşağıdaki yazılı emir bu mücadele hakkında bize belki fikir verebilir.

    "Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da çekirge gibi kanatlı ve uçuyor. Nebatat ile besleniyor. Serçe kadar asabi ve yediği şeyleri itina ile seçiyor. Temiz ve taze şeyleri yiyor. Hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan pek zevk alıyor.


    ... Hicaz, Asir, Yemen ve Afrika insanının başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler çeviklik ve zindeliklerini çekirgelere borçludurlar. Çekirgeleri deve ve hecinler büyük zevkle yiyorlar. Kınığ’daki develer ve hecinler genellikle çekirge ile beslenir.

    Çekirgenin kati şifai özellikleri şunlardır: Dizlerin bağı çözülenlere, zayıflara, kuvve-i bahiyesi (şevket kuvveti) tenaküs edenlere, tesir-i azimi vardır. Romatizma için iksir gibidir. Şifa verici yeri bizzat yumurtalarında toplanmıştır. Biz maalesef bunları topraklara gömerek üzerlerine kireç döküp yok ediyoruz... Çekirgeyi tabiplerimize tetkik ve tahlil ettirdim. Neticesinde çekirgeden kemal-i sitayişle bahsetmekte ve faydalarını saymakla bitirememektedirler. Ziraatımıza zarar verdikleri bir gerçektir. Ancak birçok kuş ve hayvanlar da bunu yapmıyorlar mı? ... Çekirge hem bir gıda hem bir devadır. Av etleri gibi bundan da istifade etmeliyiz. Yediğimiz sebzelerin kısm-ı küllisinden daha ziyade faydalı olduğu tecrübe ile tahakkuk etmiştir... Medine’de pazarda okkası çürük para ile 7-8 kuruşa satılıyor. Sahil kasabalarında pek rağbet edilen ıstakoz ve karidesten hiçbir farkı yoktur. Her iklimde çekirge yenebilir ve ehli sünnet-i seniyyedir. Cenab-ı Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerinde “Uhillet lena, meyyitani ve demmem” buyurmuştur. Manası: İki ölünün ve iki kanlının yenilmesi bize helal oldu. İki ölü çekirge ve balığın ölmüşleridir. İki kanlı ise karaciğer ve dalaktır. İmam Malik, ehline cevaz verilen çekirgenin başının koparılmasını yahut ateş üzerinde kavrulmasını şart koşmuş ise de Ulemayı Hanefiyye'nin çekirgenin ölüsünü bile helal addettikleri ve hiçbir kayda tabi tutmadıkları "Tenvirü’l Ebsarnam" adlı kitapta ve onu şerh eden "Dürrü’l-Muhtar" isimli eserde zikredilmiştir.

    Tarifler;

    1. Toplanan çekirgeler çiroz gibi güneşe serilir, iki üç gün kadar kurutulur, ayakları ve başı koparılır, mütebaki beden kısmı bir parça yağ ile kavrulur ve kavurma gibi yenilir.

    2. Sıcak su ile haşlanır, başı ve ayakları ve kanatları temizlenir, hemen pişmek üzere olan pirinç veya bulgur pilavına karıştırılarak pişirilir.

    3. Haşlanmış çekirgeler tabağa dizilir. Üzerine zeytinyağı ve limon gezdirilir.

    4. Çekirgenin kavrulan kısmı havan içinde toz haline getirilir ve et tozu konservesi gibi kutularda ve dağarcıklarda hıfzedilir. Bedevilerde en makbul tarzı budur, gazve zamanlarında yegane gıdalarını teşkil eder.

    Büyük bir dikkat ve ihtimam ile ve kendime mahsus bir titizlikle yaptırdığım tecrübelerle havass-ı tıbbiyesi tahakkuk eden ve yenmesi helal olan çekirgeye yan gözle bakmak ve ondan tiksinmek, en hafif tabir ile nimet bilmezliktir. Dün karargah sofrasında çekirge tavası vardı, arkadaşlarımla birlikte pek tatlı yedim. Ve dil konservesinden pek iyi buldum. Hele zeytinyağı ve limon suyu ile salatası pek güzel oluyor. Velhasıl dün çekirgeyi bahçeden defeder ve tenkil tedarikini düşünmezken, bugün çekirge geliyor mu diye yollarını gözlüyorum. Hangi mıntıkaya çekirge düşerse tarifim veçhile istifade edilmesini ve bana hediye olarak çekirge gönderilmesini arkadaşlardan rica ederim."


    Kaynak: Kayıp topraklar- Ortadoğu'da Türk Askeri, Burak Artuner,

    Truva Yayınları, 2005




    <$BloCuma, Ağustos 26, 2005

    <$Blo


    GAZEL

    (Mecnun'un dilinden)

    Yâ Rab! Belâ-yı aşk ile kıl âşina beni
    Bir dem belâ-yı aşktan kılma cüdâ beni

    Az eyleme inayetini ehl-i derdden
    Ya'ni ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

    Oldukça ben, götürme belâdan irâdetim
    Ben isterim belâyı, çü ister belâ beni

    Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
    Geldikçe derdine beter et mübtelâ beni

    Öyle zâif kıl tenimi firkatinde kim
    Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

    Nahvet kılıp nasîb Fuzûlî gibi bana
    Yâ Rab, mukayyed eyleme mutlak bana beni


    GAZEL
    (Mecnun'un dilinden)

    Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
    Ben kimim, sâki olan kimdir, mey ü sahbâ nedir

    Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
    Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir

    Vasldan çün âşıkı müstağni eyler bir visâl
    Âşıka mâ'şuktan her dem bu istiğnâ nedir

    Hikmet-i dünyâ vü mâfîhâ bilen ârif değil
    Ârif oldur bilmeye dünyâ vü mâfîhâ nedir

    Âh ü feryadın Fuzûlî incidipdir âlemi
    Ger belâ-yı aşk ile hoşnûd isen gavgâ nedir


    (*) İlk gazel, Kays'ın aşk derdiyle dağlara çıkıp Mecnun'a dönüşmesinden sonra, ailesinin iyileşir umuduyla dua etmeye götürdüğü Kabe'de, Mecnun'un ailesinin umutlarını boşa çıkaran duası.
    İkinci gazel ise, Leyla ile Mecnun'un karşılaşmalarında, Mecnun'un kendinden geçip artık tanıyamadığı Leyla'ya hitabı.
    <$BloSalı, Ağustos 23, 2005

    <$Blo

    Cyrano de Bergerac!... aşkın adamı, halkın adamı, gururlu şövalye; kılıcı dürüstlüğün ve sevginin, insanlığın yanında olan...

    Cyrano'nun en etkileyici kısımlarından birisi de saldırıya uğradığı, ölüme gidişinden hemen önceki bölümdür:

    Cyrano:
    Herşeyimi koparın, bekletmeyin ölümü;
    Alnımdaki defnemi, göğsümdeki gülümü
    Koparıp alın! Fakat size rağmen, bir şeyim,
    Öyle birşeyim var ki, alıp götüreceğim.
    Ve bu akşam çıkınca Allah'ın huzuruna,
    Yedikat gökyüzünün o mavi nuruna,
    Eşikten selam verip karışacağım zaman
    Yanımda bulunacak. Allahıma buradan
    Lekesiz, buruşuksuz onu götürüyorum!
    Evet, ne yapsanız da...

    (Kılıcını kaldırarak atılır)

    Bu benim...

    (Kılıç elinden düşer, sarsılır ve Le Bret ile Ragueneau'nun kolları
    arasına düşer. Roxanne üzerine eğilip alnından öper)

    Roxanne:
    Senin?...

    (Cyrano gözlerini açar, Roxanne'ı tanır ve gülümseyerek)

    Gururum!

    (Çeviri: Sabri Esat Siyavuşgil
    Remzi Kitabevi, 1974)
    <$BloPazartesi, Ağustos 22, 2005

    <$Blo

    13 Aralık 1966
    TESELLİLERİN EN HAZİNİ

    Önce mektupların, sonra da sesin beni tekrar hayata kavuşturdu, şimdi çelik gibiyim. Pazar günü yabancıların kuşattığı bir düşman kalesi gibiydim, sensizdim.
    Sevgiliyi başkalarında aramak, tesellilerin en hazini. Tatsız tartışmalarla geçen bir gece. Sis, soğuk,uykusuzluk ve hepsinden zoru seninle başbaşa kalamamak. Kabus geçdi.
    Canım benim. Mezardan fırlamam için sesini duymam kafi. Ölüm, yaşamak istememek. Hastalık, ruhun isyanı.
    Paris sen yokken rüyalarımın şehriydi, şimdi Paris'im sensin, bütün ışıkları, bütün cazibesi, bütün büyüsüyle Paris. Yalnız Paris mi? Teninde çöllerin alevi, teninde çöl akşamlarının serinliği. Paris bir kartpostal kadar cansız, soluk, soğuk. Yalnız sen yaşıyorsun, yalnız sende yaşıyorum. Seninle, senin için yaşıyorum, seni yaşıyorum.
    Senin yanında bütün kadınlar gazete kağıdından kırpılmış gibi düz, sığ, ruhsuz ve manasız...Sen aşkın ta kendisisin canım benim, kadının ta kendisisin. Bütün kuvvetin oradan geliyor. Tabiat kadar tabiisin. Ve bir busende bütünün var, bütünün yani rüyaları, özleyişleri, çırpınışları, hummaları, şefkatleriyle bütün kadınlık.
    Her zerren yaşıyor. Sen bitmeyen tek kitap, eskimeyen tek şiir.

    (Cemil Meriç, Jurnal-Cilt 2, İletişim Yayınları)
    <$BloPazartesi, Ağustos 15, 2005

    <$Blo


    Ey Kaptan! canım Kaptanım! korkulu yolculuğumuz sona erdi
    Bütün tehlikeleri atlattı gemi, kavuştuk isteğimize kavuştuk,
    Liman şuracıkta, bak, çan sesleri geliyor, sevinç içinde halkımız,
    Gözler dümdüz ilerleyen teknemizde, teknemiz gururlu, korkusuz;

    Ama ey yürek! yürek! yürek!
    Ey kanayan kırmızı damlalar,
    Orada, güvertede Kaptanım yatıyor,
    Buz gibi olmuş, ölmüş.

    Ey Kaptan! canım Kaptanım! ayağa kalk, çanları dinle, dinle;
    Ayağa kalk -bayrak senin için çekildi- borular senin için çalıyor,
    Buketler, kurdeleli göğüsler senin için -senin için dolup taşıyor kıyılar,
    Herkes seni çağırıyor, yerinde duramıyor kalabalık, herkes seni görmek istiyor;

    Gel Kaptan! sevgili babacığım!
    Koluma daya başını, koluma daya!
    Bu bir düş, bu bir yalan, böyle güvertede,
    Senin buz gibi olman, ölmen.

    Kaptanım ses vermiyor, dudakları soluk, cansız,
    Babam kolumun dokunuşunu duymuyor, nabzı atmıyor artık,
    Gemi demirledi, güvenli, görev sona erdi, tamam,
    Korkulu yolculuğundan, şanlı gemi, amacına ulaşmış olarak dönüyor;

    Sevinin ey kıyılar, çalın ey çanlar!
    Ama ben üzüntülü adımlarla,
    Kaptanımın yattığı güvertede dolaşıyorum,
    Buz gibi olmuş, ölmüş.

    Walt Whitman(Çeviri: Memet Fuat)


    Abraham Lincoln için yazılmış bu şiiri Dead Poets Society, Ölü Ozanlar Derneği adlı filmde tanımıştım ilk kez. O Captain! my Captain!
    <$BloPazar, Ağustos 14, 2005

    <$Blo


    A mob of 10,000 whites took sledgehammers to the county jailhouse doors to get at these two young blacks accused of raping a white girl; the girl’s uncle saved the life of a third by proclaiming the man’s innocence. Although this was Marion, Ind., most of the nearly 5,000 lynchings documented between Reconstruction and the late 1960s were perpetrated in the South. (Hangings, beatings and mutilations were called the sentence of “Judge Lynch.”) Some lynching photos were made into postcards designed to boost white supremacy, but the tortured bodies and grotesquely happy crowds ended up revolting as many as they scared. Today the images remind us that we have not come as far from barbarity as we’d like to think.

    http://digitaljournalist.org/

    Ayrıca:

    Yani; mücadele edilmesi, yokedilmesi gereken birşey varsa, insanlık onuru adına, "insan olarak" içimizdeki barbarlık olmalı. Irkımız yada ülkemiz ne olursa olsun.
    <$BloCuma, Ağustos 12, 2005

    <$Blo


    Isaac Asimov’un “Rest Of the Robots” isimli hikaye kitabına (Pyramid Books-1964) yazdığı önsözün dilimize ilk çevirisi burada. Teşekkürler White.
    <$BloSalı, Ağustos 09, 2005

    <$Blo

    Geçen Cumartesi akşamı,tatilimin son haftasının dinginliği içinde kanapede uzanmış Gizli Dosyalar'ı (X Files) seyrediyordum. Dizinin bu bölümünde, gözüpek ajan Fox Mulder,bir terör örgütüne sızmaya çalışıyordu. Amacının ne olduğunu tam olarak anlayamadığım bu terör örgütü, bir yerden temin ettiği spreyi kağıt paralar, biletler, vs. üzerine sıkıyor ve bu nesnelere dokunanlar da 15-20 dakika içinde kızarmış tavuktan beter hale geliyorlardı. Dizinin malum gerilimli atmosferini teneffüs ederken, insanların ölümüne sebep olan şeyin, genetik yapısı değiştirilmiş bir streptokok türevi olduğunu ve bu biyolojik silahı -gizlice- geliştirenin de -1960 yılından sonra biyolojik silah çalışmaları ABD'de illegal hale gelmiş olmasına rağmen- bir ABD gizli servisi (yani CIA) olduğunu öğrendik. Terör örgütünün, aslında bu biyolojik silahı denemek amacıyla kurulmuş fason bir örgüt olduğu da sonlara doğru ortaya çıktı. Dizi bitip de uzandığım kanapeden doğrulduğumda, oturma odasına bitişik mutfak bölümünden gelen garip koku ve odayı doldurmaya başlayan duman kütlesiyle bir an sarsıldım. Ocakta yanan bir şey yoktu. Duman ve kokunun dışarıdan geldiğini farkettim. Az önce seyrettiğim dizinin etkisiyle, biyolojik silah, CIA, vs. gibi düşüncelerin sarmaladığı, düşle gerçek arası bir kaç saniye yaşadım. Mutfak camını hemen kapattıktan sonra dışarıdan gelen sese kulak verdim. CIA, uluslararası komplolar ve Üçüncü Dünya Savaşı bir yana, biyolojik silah tahminim doğruydu: Tatil köyümüz, sivrisineklerle mücadele için ilaçlanıyordu !
    <$BloCumartesi, Ağustos 06, 2005

    <$Blo


    “ - Ne yapmak gerek peki?
    Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
    Onu mu bellemeliyim?
    Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
    Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
    Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
    İstemem!
    Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
    Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
    Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
    Taklalar mı atmalıyım?
    İstemem! Eksik olsun!
    Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
    Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
    Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
    İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
    Eksik olsun!
    Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
    Eleştiriden mi çekinmeli?
    “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
    İstemem!
    İstemem! Eksik olsun!
    Korkmak, tükenmek, bitmek...
    Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
    Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
    İstemem! Eksik olsun!
    İstemem! Eksik olsun!
    Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek...
    Tek başına...
    Özgür olmak...
    Dünyaya kendi gözlerinle bakmak...
    Sesini çınlatmak, aklına esince şapkanı yan yatırmak...
    Bir hiç uğruna kılıcına ya da kalemine sarılmak...
    Ne ün peşinde olmak, para pul düşünmek,
    İsteyince Ay’a bile gidebilmek.
    Başarıyı alnının teriyle elde edebilmek.

    Demek istediğim asalak bir sarmaşık olma sakın.
    Varsın boyun olmasın bir söğütünki kadar.
    Yaprakların bulutlara erişmezse bir zararın mı var?

    - Dök içindeki öfkeyi dostum. Ama saklama benden seni sevmediğini.
    - Sus... ”

    Cyrano De Bergerac'tan... Unutulmaz "İstemem eksik olsun" tiradı.
    Edmond Rostand


    Rüştü Asyalı'nın muhteşem yorumuyla tiradı dinlemek için aşağıdaki bağlantıya tıklayın.
    http://www.mahkum.net/wp-content/istemem.mp3

    Etiketler: , , , , ,