• Cumartesi Yazıları
  • Düşler ve Erdemler

    Kılavuzu Don Quijote olanın burnu Cyrano gibi olur.

    Google
     
    Web Düşler ve Erdemler'de
    <$BloPerşembe, Temmuz 28, 2005

    <$Blo

    Yukarıdaki fotoğrafa dikkatlice bakın. Hemen hemen aynı yaşlarda, iki çok genç insan görüyorsunuz. Soldaki genç bayan Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te yaşıyor. Objektifimize bir alışveriş merkezinde annesinin kucağındayken takıldı. Adını öğrenebilme şansımız olmadı. Sağdaki genç bayan ise Almanya'nın Heidelberg şehrinde Königstuhl'a çıkan teleferikte ailesinin yanında bize "merhaba" dedi. Adı Debra. Almanya'da bulunan bir ABD'li bir çiftin 2 numaralı kızı, Debra. Her iki genç bayanın da 4 yada 5 yaşlarında olduklarını tahmin ediyorum... Alman New Age sanatçısı, müzisyen Ralf Illenberger'in Horizons albümünden Jamina adlı parçası ve görmekte olduğunuz bu fotoğraf, bir bütünün parçası haline geldiler bu satırlar yazılırken... Ralf Illenberger ise çok sevdiği kızının gülüş sesleriyle süslediği parçasına yine kızının adını vermiş...

    Arkanıza yaslanın ve kendinizi bir an için fotoğraftaki küçük insanların yerine koyun. Neler düşündüklerini, neler hissettiklerini merak ediyorsanız çocukların gözlerine bakın. Duru, sade bir yaşam... Sevgi başrolde.

    Hayatı ve yaşadığımız gezegeni tanımak için böylesine duru ve böylesine sade bakışlara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum... Ama nedense oyunbozan, kötü çocuklar olan bizler, yukarıdaki duruluğun yanında son derece anlamsız kalan "güç" tutkumuzla, hayatı ve bütün gezegeni, kelimenin tek anlamıyla israf ediyoruz... Terörü, çevre kirliliğini, tüketim çılgınlığını, kişisel hırs ve açgözlülüklerimizi eritecek bir gücü var fotoğraftaki o gözlerdeki anlamın... Bu kırılgan güzelliği önce anlamak gerek. Galaksiler, sınırsız uzay boşluğu, DNA sarmallarının karmaşık ve dudak uçuklatan yapısı, ve bütün bu varlığın anlamı... Günlük hayatın karmaşasının bize neler yaptığına, fotoğraftaki küçükler gibi "duru" olamayışımıza ağlamak gerek belki de. Olgular evrenini, anlamlar evrenine tercih ediş öykümüzün adı belki de "büyümek" oluyor. Hemen büyütmeyi vadeden kimyasal katkılı gıdalar da nitekim kendi "olgu"larını bize satarak para kazanmak isteyenlerin eseri değil mi?

    Küçük bir çocuğun bakışlarındaki duruluk, kanımca, bir kanıttır. Neyin kanıtı olduğuna varın siz karar verin...
    Yine Kırgızistan. Isık Göl yakınları...

    <$Blo8ents:

    <$BloBlogger ece...

    <$BloÇok güzel bir yazı yazmışsın...Gerçekten çok doğru söylediklerin...Çocuklar çok saf, temiz ama büyüdükçe hayat o bakışlardaki saflığı alıp götürüyor...

    <$Blo30/7/05 10:45 <$Blo 
    <$BloBlogger Don Quijote...

    <$BloÜstelik fotoğraflar, küçüklerin gerçek hallerini yansıtmaktan çok uzak. Fotoğraf sadece bir tek kare olduğu için bir gerçeğin çok küçük bir yüzdesini bize gösteriyor...

    <$Blo30/7/05 11:12 <$Blo 
    <$BloBlogger siddhartha...

    <$BloGüzel yakalanmış çocuk ffotoğrafları. Ama dediğin gibi gerçekliğin çok çok küçük bir bolumu.
    Acaba bunlar kendi görmek istediklerimiz mi?
    Kötülük doğuştan mı insan ruhunda vardır, yoksa edinilen bir şey midir?
    Bilmiyorum, çok karışık...huzursuz edici...
    Sadece bildiğim şu: Kendi görme ve bunları yansıtma biçimimiz tam da senin yaptığın gibi, giderek şiddete ve disütopyalara kayan bu yeni dünya düzeninde, hep İYİye doğru olmalı..
    teşekkürler

    <$Blo31/7/05 09:31 <$Blo 
    <$BloBlogger Don Quijote...

    <$Bloİyi ve kötüyü doğamızda barındırıyoruz. Kişisel düşüncem, "kötü"ye ulaşmak daha kolay "iyi"yi istemek bile güç, zor yani... Yin ve yang gibi en azından eşit olduklarını görmek istiyorum ama herhangi bir akşam haberi bülteni karamsarlığa itiyor.

    <$Blo4/8/05 20:11 <$Blo 
    <$BloBlogger Handan...

    <$BloKoşuşturmaların arasında kaybettik birşeyleri. Bulamıyoruz...

    <$Blo5/8/05 19:45 <$Blo 
    <$BloBlogger gaipulas...

    <$BloDÜNYANIN İŞGALİ
    “generalim radarda canlı bir gezegen gözüküyor.”diye haykırmaya başladı asker. askerin kulak zarını delercesine kuvvetli ve de heyecanlıydı gelen cevap:yaşam unsurları araştırılsın!
    büyük oda rütbeliler tarafından doldurulmuştu kısacık bir sürede.yuvarlak masada herkesin koltuğu belliydi.hiç olunmadık bir heyecan çevirmişti büyük odayı.kalp çarpıntıları metal yığını duvarlarda yankılanıyordu.generalin içeri girmesiyle heyecan gerilim üretir bir şekil almıştı.herkes bekliyordu birinin ağzını bıçak açsa da iki söz söylese.general ekibi süzmekteydi.çünkü niyeti büyük,zorlu ve de riskliydi.bunu ekibe o anda sıcağı sıcağına açıklamak istiyordu.ters tepkiler birliğin düzenini bozabilirdi.buda koloniler için isyana yönelmek vakti olur bunu da biliyordu.
    Sınırsız zamandan beri konakladıkları galaksi onların hayat isteklerini karşılayamıyordu zaten.açlık,hastalık,direnişçilerin isyanları orda hayatı zor,geçimsiz kılıyordu.
    Ter odada bütün herkesin metal yığını elbiselerini eritme ısısına ulaşacaktı büyük oda bu şekil suskun kalsaydı.beş dakika sürmüştü sessizlik.general vazifesini üstlenmek zorundaydı.zaten ondan önce kimseye sözde düşmezdi.iki_üç yutkunmadan sonra:arkadaşlar belki ışıktır bu gördüğümüz,belki de buradaki hayattan daha da karanlıktır henüz bilmiyoruz.ama burada hayat bilirsiniz ki tükenme noktasındadır.yaşam sinyalleri aldığımız adını henüz koyamadığımız
    Gezegen bizim burada ki hayattan ne kadar daha riskli olur merak ediyorum.ve içimden bir ses bana bu gezegene her ne olursa olsun sahiplen diyor.bu benim sonum olacaksa ben buna razıyım arkadaşlar.
    Ve ben sadece gelmek isteyenleri yanımda götüreceğim.bu halk bizi yeter uğraştırdı zaten.şimdi bir o kadar daha korku kaplamıştı yuvarlak masayı.önlerinde ne olduğunu bilmedikleri bir gelecek vardı.herkes kendi iç muhasebesini yapmaya başladı bile.her rütbeli kendine göre hesapların peşindeydi.
    Heyecan yavaşça kayboluyordu ortaya çıkan korkunç bir hırsın gölgesinde.
    Tam 25 dakika olmuştu rütbelilerin derin düşüncelere dalmasından itibaren.yüzler türlü şekiller yansıtmaya başlamıştı odanın duvarlarına.
    Askerler son bir saattir içeride konuşulanlardan bihaberdi.hiç bu kadar heyecanlı ve de meraklı olmamıştılar.içerde karar anı:dokuz sandalye aniden hafifledi rütbelilerin sekizi de ayaklanmıştı bir doğrultuda.sekiz göz vardı generalin üzerinde.sırayla görüşler açıklandı.hemfikir bir sonuç çıkmıştı:gezegene uçulacaktı.geri dönmemek üzere...
    Askerler bu haberi hayra da şerre de yormak yetkisine sahip değildiler.onlar için değişen bir şey yoktu.artan heyecan,gerilim ve korkudan başka.
    Bütün hazırlıklar yapıldı.sonsuz süredir yaşadığı yerleri terk edecektiler.kendilerini neyin beklediğini bilmeden...bütün halk toplanmıştı.erzaklar,silahlar her şey koparılmıştı.hayvanlar bitkiler,çiçekler..
    Rota çizilmişti.general adını da koydu:dünya
    Yerleşeceğimiz yerin adı dünyadır.tüm herkes bilgilendirilmişti.halk buna bir şekil inandırıldı.herkesin niyeti şekillenmişti bir anlaşmazlık yaşanmadan...yolculuk başladı.koca bir kafile dünyaya hareket etmeye başladı.atmosfer delinmişti böylece.garipçe bakıyordu gözler camekanlardan dışarıya doğru.beyaz bir örtüydü görünmekte olan bulut diye tanımladıkları şey.korku sarmıştı dümen görevlisini.içinden geçmek gerekirdi.perde perde bulutların silinmesi ağızların bir karış açılmasına denk düştü.
    Kocaman su kütleleri akılları tartıyordu mavi mavi.bir o kadar da yeşil vardı seçebildikleri bulutların ardından.karanlıktan çıkmış gibi bembeyaz bir şekil almıştı generalin yüz ifadesi.belirsiz bir mutluluk yansıyordu yüzlerden.kocaman bomboş arazi.bu insanlara yeterdi herhalde.herkes hayaline dalmıştı düşüncelerinin.her araç inebilmek için zemin arıyordu.onca insan...bir millet geliyordu yerleşmek için dünyaya.
    General ve sekiz rütbeli yine masalarının başındaydılar.henüz araziye ayak basılmamıştı.araziyi hayali olarak çizmiştiler zaten.tüm araziyi kullanmak için bölünmeliydiler.evet dokuza bölecektiler dünyayı.her rütbeli kendi toprağının kendi soyunun idaresinde olacaktı.dolayısıyla bundan hoşnutsuz olan yoktu.
    General nihai kararı açıklıyordu.herkes bulundukları aracın içinde generalin sözlerinin yankılanmasını bekliyordu.general:”sevgili insanlar artık dünyalıyız.birazdan herkes kendi liderinin grubunu ayrılıp dünyadan payına düşen kısımlara yerleşecektir.her insan arazi toprak sahibi olacaktır.herkes kendi liderinin peşinde kendi düzenini kuracaktır.artık isyanlar olmayacak.bu topraklar bizlere fazlasıyla yeter” dedi.
    Ve dokuz lider bölündüler kendilerine generalin verdikleri rotaya doğru ilerlemek üzere ayrıldılar.krallıklarını kurmak niyetiyle.beklenen özgürlüğün önü biraz daha açılacaktı insanlar için!
    Görmedikleri huzuru bulacaktılar. Hiçbir terslik filan yoktu dünyanın görünüşünde.sanki insanlar için yaratılmıştı!o kadar uygundu.yani herkes tatmindi dünyaya inerken.artık insan dünyalı olacaktı.
    Karşılarında kimsecikler yoktu görünürde dünyayı insanlara karşı savunacak.derin derin düşündüler.bu topraklar niçin sahipsizdi. Belki de kendileri için hazırlanmıştı dünya bir kudret tarafından.bu kadar şahane kim ayarlamıştı bu düzeni?bunu kim ve ya ne yapabilirdi.ama büyük bir nimetle ödüllendirildiklerini anlamıştılar.
    Dünya bir şekil yaşamlarına sunulmuş görevli gibi duruyordu.
    İnsan özgürüm diyebiliyordu.nitekim dünyaya gelmişti.daha henüz şifresini çözemese de uygun olduğunu düşündüğü yere gelmişti.
    Hayranlık doğa denen görüntüye son sürat duyuluyordu.bütün ihtiyaç yerleştirilmişti üzerine.çok şanslıydılar.dünyayı bulmuştular ya da dünyaya buldurulmuştular bir şekil.
    ...ve iniş takımları açılıyor.araçlar sıcakkanlı toprağa ayak bastığı an.kapılar da açıldı.bu dünyalının dünyaya ayak basacağı zaman geldi anlamına geliyor.ve ilk ayak bastı dünyaya.koca bir gonk sesiyle yıkıldı kainat.bu herhalde zamanımızın başladığını gösteriyor dedi insanlar.yerleşme tanışma aşamandaydı insanlar.
    “dünyalılar ,dünyanıza hoş geldiniz.”
    Ve insan dünyaya yerleşti.


    sorgu

    Ne için kurulmuştu dünya? insanlar ne arıyordu bu harika zeminde? bu eser ne hikmetle yaratılmıştı? ne kadar sorgulayabildik varlığı? sebebi mahiyeti nedir içeriğimizin? ne anlam kazandırdık dünyaya ve de ne anlam kazandıracağız...? bildiğimiz nedir? asıl bilmediklerimiz nelerdir? neleri yaşam boyu bilemeyeceğiz?
    Ne kadar karmaşıktı dünya insanın gözünde? acaba o kadar karmaşık mıydı sahiden? veyahut biz mi kompleks bir düşünceyle bakıyoruz dünyaya? hakim miyiz yoksa mahkum mü? Doğru nerde? Kim doğruyu biliyor? kim doğrudan aciz? güç adaletin elinde mi? yoksa adalet mi gücün tekelinde?
    İnsan neyin peşinde koşuyor? irade özgürlüğümüze neden verilmişti? bir sınır çizilmiş miydi bizim için bilinmeyen bir yerde? neye sahibiz? en basiti kendimizin ne kadarına sahibiz? düşersek bize kim kucak açacak insan olarak? ve yahut kimlerin eline düşmemeliyiz? dünyada insanın dostu kimdir? iyi niyet nasıl anlaşılır? düşman lazım mıydı,olmalımıydı? rekabet çekişme ne için? kim kime hesap sorabilir? bu muhasebeleri yoksa yapmamalı mıyız? tehlike kimin için var? Kim tehlikeli yaşıyor? Zalim kimdir? Biz ne kadar mazlumuz? İyi kadar kötü mü,doğru kadar yanlış mı,güzel kadar çirkin mi var dünyayı dengede tutan? İnsan dünyaya karşı ne kadar iyi niyetli?çıkarlarımız uğruna dünyayı karşımıza alabilir miyiz?kim nasıl kazanıyor dünyayı? Hakikaten liderlik savaşı var mı dünyada? Savaşlara sebep ne gösterebilir insan? Kim savunmak için savaşıyor ve kim hala saldırgan? Tabiat çilesini çekti mi insanın? Dünya insanı daha nasıl ağırlayabilir?
    İnsan bu dünyanın lideri olmalı mı?insanoğlu dünyayı gerçekten yönetebilir mi?










    Sonuna yaklaştığımız zamanın başlangıcı

    Güç bir şekil elde edilmeliydi.akıl yeryüzüne daha ilk üretimlerini bırakmaya başlamıştı.doğanın,maddenin güç simgesi bir değeri olmalıydı.
    ve buldu da insanoğlu tüm dünyanın geleceğini etkileyecek,insanların yaşam standardını belirleyecek olguyu:satın alma gücü.
    Arzuların,tutkuların oluşumu,liderlik gücünün esasları dünya nizamına bir türlü yerleşmeye başlamıştı böylece.günümüz dünyasının temellerini hızlı bir şekilde atıyordu insan.haz artmakta,hırs büyümekteydi insanın içinde.birey bireyden farklılığını açığa vuruyordu.yavaş yavaş coğrafyaya maddi şeklini vermeye başlamıştı insan ve sahip,lider kimliğine bürünmüştü.iki bin yıllık bir işgalin başlangıcına start vermişti bu güç.
    Satın alma gücü:varlık ve yokluğun arasında var edilen bir uçurumdu.insanın ömür boyu sürdüreceği yaşam savaşının (o) bir hammaddesiydi ve bir şekil insanla tanıştırılmıştı, tarihinin tam bilinemeyen bir zaman aralığında.bu ana kadar koşa gelmişti.ve insanın elindeydi üstelik dahası insanda vardı bu gücün altında kaybolan.hatta insan bir yana insanlığın, medeniyetlerin güç unsuru(varlığı-yokluğu)olmuştu bu güç.zeminde üst tabaka yavaşça oluşum sinyallerini veriyordu.insan kopmaya başlamıştı insandan.bu yeterli değildi.elindeki güç düşündüğü anlamda hükmetmesini gerektiriyordu veyahut buna bir şekil cüret etti güç sahibi insan.
    Varlığımıza sunulan sınırsız dünya değerine insan, alıcı gözüyle, bir karşılık olarak bulmuştu parayı.düşüncemizin her an yazıp çizdiği,uğruna enerjisini tükettiği bir gereksinin,bir hedefti paranın önyüzü.arka yüzü farklı bir belirginlik kazanmıştı insanın gözünde:hırs,güç,arzu,doyumsuzluk,insana hükmetme,topluma hükmetme ve dünyaya hükmedebilme.paranın arka yüzünün insana çizdiği suret böyle çok farklıydı.insan kudreti kadar bakabiliyordu dünyaya ve insanın insana,insanın topluma hatta toplumun topluma bakış açısı farklı yansıyordu bu gücün ışığından.
    Böylece menfaat duygusunu oluşturmuş oluyordu insanoğlu kendi eliyle.bireysel menfaat,toplumsal menfaat,ekonomik menfaat,siyasi menfaat derecelerini alıyordu insanın gözbebeklerinde.her millet geleceğe bir şekil varlık,güç,para gözüyle bakıyordu.
    Bu güç insanları karşı karşıya getirmişti bile.büyüklük:para.yaşam:para.saygı:para.hükmetme:para.ne derse,ne ederse karşılığında hep parayı buluyordu insan.güç denilen şey böyle olmalıydı işte.ilahi güç!

    İlahi güç!
    Bir amaç gözüyle bakılmıyordu bu güce ama nihayetinde amacı belirleyen baş aktör gibi çıkmıştı insanın düşüncesinden...
    Maneviyat taşınmıştı insan dairesinin ikinci katına ve zamanla üçüncü kat,beşinci kat,yedinci kat...kaynıyordu.anlayacağınız buhar olup uçma pozisyonundaydı.bu hatalar zincirinin bir parçası olsa gerek.çünkü madde manadan kopmamalıydı.maddeyi manasız tanımlandıramazdı ki insanoğlu.
    İnsanın esiri olduğu kendi has düşüncesidir düşünce bile işlevsellik öncesinde zihnimizde bir “manevi”dir ama oluşum sonrası düşünce maddi kimliğini iyi_kötü ortaya çıkarır.işte değişen, değiştikçe gelişen dünya insanın düşünce tarzının bir ürünüdür.
    Evet düşünce:güce hakim rüzgardır.bütün emekler düşünce yolunda harcanır.burada ön plana çıkan niyet oluyor tabii ki.iyilik,güzellik,doğruluk üreten düşünce iyi niyetten var olur.ama bu insanda kötülük,yanlışlık,çirkinlik duygularının yok olduğu anlamına gelmiyor.bu nedenledir ki güç düşünce uğruna,niyete göre kullanılıyordur.insanın bu kompleks hali dünyanın hem suretinde hem de gidiş yönünde etkili olmuştur.
    Yani bir şekil yamadı kendini insan dünyaya ve istek,ihtiyaç,arzular son noktaya gelme aşamasına getirmiştir dünyayı.gerçek, belki bir kısmımızın bilmek işlerine gelmediği, bu eserin sahibi olmadığımız ve bize baki kalmayacağıdır.
    Ama gezelim görelim ki her şeyde dünyacılık sezinlemek mümkün başlangıçtan beri.nasıl geldiğinin hikmetini değerlendiremeyen insan bir zaman toz olup gideceğini nasıl anlasın.
    Aşikardır insana hizmetli olarak yaratıldı başlangıç.dünyada insanın görünen görüntüsü dünyaya başlangıçtan beri verilen kıymetin görüntüsüdür.
    Tüm insanların yaratılışı hep bir formüldendir.ama yaratılmış insanların yaşantıları,dünyaya bakışları türlü türlü formüller içeriyor.
    İşte bu kadar farklı kimya bu kadar sonu şüphe dolu bir dünyada var olmamızı sağlıyor.
    Güç ,son yıllarda kullanıldığı alanları da gördüğümüz kadarıyla, bilmem ona başlangıçtan beri sahip olamayan kökenler için ne kadar önemlidir.her gücün de ardında onu idare eden bir güç vardır mutlaka.insanoğlu ne kadar hedef çizerse çizsin gücü doğrultusunda,onu kuşatan mutlak güçtür.işte başlangıç tarihinde de hakimiyetler bir yere kadar sürmüştür.kültürler kendilerini zaman tünelinde ileriye taşımanın yanında etrafı sarma(büyümü)zorunluluğunu her zaman hissetmişlerdir. Yani güç başlangıçtan beri insanın,toplumun, insanla ve toplumla var olan kavgasında ön noktalarda bulunan en önemli maddi yön sayılır.güç tabii ki büyüdükçe de kontrol edilmesi de insan için zor olmuştur.
    Kontrolsüz güç(lü)ler bir şekil amacın ucunu, hedefin işleyiş güzergahını bir şekil kaçırıyordur başlangıçtan bu yana.Başlangıç insanlık itibariyle daha saf daha sadeydi.bu ahlakla,bilgi ile,iyi niyet ile alakalı değildi.bilgi gelişmemişti insanın ruhunda zaten.yani insan için her yönden yokluktu dünyanın başlangıçtaki sadeliği.
    İşte zaman yavaşça değişimi,değişim gelişimi,gelişim büyümü arzusunu insanda uyandırıyordu.zaman insana dünyanın cevherlerini başlangıçtan beri buldurmaya başlamıştı.var oluşunun hikayesi de ona bir şekil resmediliyordu zamanıyla birlikte.hala insanların gözünde ayanlaşmamış soru şudur: ne için yaşıyorduk?
    Evet güç ise hedeflenen insanın ürettiği güç dünyayı yok etmeye yeter.yani güç değildir kesinlikle.o zaman insanlar manevi olgularını hakim kılma arzusundalar mı diyeceğiz.hayır efendim.eğer manevi olsaydı tükenmezdi inanç uğruna yapılan savaşlar ve de yönetimlerin dini kanatları bu kadar muhabbet etmemeliydi.yani bütün dinlerin unsurları kendi kültürlerinin savaşını yapmak durumunda olmalıdırlar!
    Tarihin başlangıcı insanoğlu içinde aslında bitmeyecek bir savaşın başlangıcıydı .insan düşünmeye,üretmeye, geliştirmeye başladığı anda dünya savaşını kendi içinde başlatmış bulunuyordu.insanın bunu sonlamaya gücü yoktu.sonlayamazdı da.sonlamamalıydı çünkü başlangıç için ve de devam edebilmek için bu insanın içindeki savaş deva etmeliydi.
    Savaşı kontrolden çıkaran etmen insanın savaşı insanla, doğayla,dünyayla yapmaya başlamasıdır.bunun başlangıcı kısaca sondu yani.evet, evet insanoğlu başlarken sonunu hazırlıyordu.sona başlangıçtan başlamıştı veya başlarken sonlanmıştı.



    Gelişim
    İnsan gelişimin önünü almakla vazifeli değildi dünyada.o gelişimi ihtiyacı gereği ve fikriyatı gereği bir şekil besleyerek büyüten bir vasıta idi.evet bedene araç gözüyle bakabiliriz. Nitekim insan her türlü gelişim konularında kendi öz beynini kullanmıştır doğadan aldığı notlarla beraber.imkanları kendi sağlamış ve ihtimalleri bir bir güçlendirmiştir.zamanın içinde yaratıcının bulması için sakladığı bilgileri insan az az bulmuş ve görüş uğruna geliştirerek kullanmıştır.saf olarak var olan dünyayı çeşitlilik görüntüsüne bürümeye başlamıştır.
    Ve şekil zamandan zamana gelişmeye,zenginleşmeye başlamıştır.doğaya yüklenen anlam büyümüş,doğa insanın elinde kendi öz varlığıyla harmanlanıp geliştirilmiştir.
    Gelişim ilkesi de insan ve de toplumlar için değişen havaya adapte olma durumu söz konusu olduğu için ellerin tersiyle itilecek bir olgu değildi zaten.insan gelişimin hep koştu peşinden.iyiyi üretti,kötüyü üretti bir türlü sonunu getiremedi gelişimin.gelişim aklın yanında tabii ki güçle de beraber hareket ediyordu.çünkü güç sahibi gelişmeyi büyümeyi hep kendi düşüncesi,hedefleri doğrultusunda kullanmak ister.büyüklük doğrunun yanında değil de gelişmeyi kovalayabilen güçlünün esiri gibiydi.bütün iş gelişmeyi sağlayan güçlünün niyetinde saklıydı.
    Bir örgüt mü vardı dünyayı bir anda bütün sağlanan imkanların son noktasına getirmek için uğraşan.nitekim varlık bin bir türlü haller bin bir türlü olgular üretti ve üretimin sıkıştığı andayız biz.son nokta usulca koyuluyor varlığımızın üzerine.çünkü zamanın işlediğine bakmayalım.üretim tükendi,yeniler tükendi, ilkler yok artık zaten.teknoloji son dakika golünü atarsa atar. İnsanlık tükendi.
    Yani var idi bütün her şey kainatta ve insan zaman içinde aradı,çalıştı,buldu ve üretti var olan her olanı ama tıkanmışlığın ardına nasıl geçecek o bilinmez.yoksa zamanın bugünden başlangıca kadar olan kısmını bir daha mı gömelim toprağa ve düşüncelerimizi tekrar çıkarmak için bir daha mı gömelim aklımızın kumsallarının içine.yoksa görünen o ki;bu zamanını bilemeyeceğimiz yaklaşan misafir son dur.
    Belki de sondan önce bütün her şeyi üretmek zorundayız onu da bilemeyiz ki,acaba daha neler üreteceğiz ve asıl neler üretmeliyiz.yani dünyaya görüntü olarak verdiğimiz hava(iyilik,güzellik,kötülük,çirkinlik)gelişmemizin eseri olmuştur ve de olacaktır.dolayısıyla insan daha nereye koşacaktır?evet bu zaman insanı bir yerlere sürüklüyor çünkü insan artık asıl vazifesini üstlenemediği gibi hiç çekinmeden kendini var etmeye bile cüret etti.
    İnsan yaratmak!
    Bunu gelişmeyle mi açıklasak yoksa delileşmeyle mi açıklasak bilemiyorum.insan kendinden kendini üretti.belki de sonun gelmesi için bir de dünya yaratması gerekiyor insanın. çünkü kıyametten kaçmak için dünya dolusu insanların yaşayabileceği bir yerler bulmak inşa etmek gerekiyor.işte büyüyen bilimin gelişen ilimin son dakika yansımaları bunlardır.
    Satılık yeni dünya,klonlama merkezleri... buda yetmedi yaşlılığı durduran kimya ve ölümü öldüren ilaçlar.
    İnsan sınırlı kısmını kullanabildiği beyni ile daha neler geliştirecek bu merak konusudur.ya tamamı beynimizin kullanma iznimize verilseydi...
    Ne kadar daha bilgi mevcuttur dünyada kimsenin bilmediği acaba ?gelişim bunları içine alabilecek mi?
    Milletlerin uluslar arası statülerinde kendine edindikleri yer bir anlamda gelişmişlik düzeyi kaynaklıdır.gücü kavgaya karıştıranda bir nevi gelişmenin, bir çok toplumun üzerinde yürüyebildiği bir çizgi olmasıdır.hele bir de inançlar farklı,dünyaya bakışlar farklı ise.bu toplumlar arasında siyasi çevrelerde gördüğümüz ilişkiler tamamen stratejiktir.dolayısıyla toplumlar arasında(hele de inanç farklılığı varsa)ne aşk yaşanmasını,ne sevgi taşınmasını beklememeliyiz.
    Gücü kontrolsüz kılan etmenlerden birisi de gelişimin dünyanın kaldıramayacağı boyutlara ulaşmasıdır.her geliştirici üretimin ardından dünyamızın havası biraz daha daralıyor.biyolojik yapıları vücut kimyaları insanların biraz daha estetiğini kaybediyor.tanım ise maneviliğini kaybediyor mekanikleştiği sürece.
    Gelişime her bir örnek bir şekil insanı, dünyayı sona doğru yaklaştırıyordu.karbon monoksit her saniye yükseliyordu doğada ama insanın ihtiyacı olan karbondioksit bir türlü çoğalamıyordu.

    İhtiyaç doğada insanın taslağı görmesini sağladı,proje insanın beyin atölyesinde çizildi ve bedensel faaliyetler sonucu insan aşama aşama üretimlerini gerçekleştirdi.barınma ihtiyacı evi ,yeme ihtiyacı sayısız yemek türlerini,savunma ihtiyacı ve saldırma hırsı savaş teknolojilerini,çabuk ulaşım ve iletişimin gerekliliği,mekanik ve elektronik, insan ve bilgi taşıyıcısını insanın üretmesini ve her üretimini zamana yayarak geliştirmesini sağladı.
    İnsan var olduğu sürece ve zaman çalıştığı müddet gelişim dünyanın bir yerlerinde illa ki yaşanacaktır.
    İnsan her neyi üretmişse bu arayışı ve ihtiyacı gereği olmuştur.insanın kötüye ihtiyaç duyması ne kadar olanaklıdır ama insan bir toplumu yok edebilecek bir kimyayı var etmiştir.
    Yani gelişim onu elinde bulunduran insanın,toplumun niyetine göre amaç olmuştur.bir icat mucidinin eseridir ama güç onu kıskacına alıp hedefi uğruna olumsuz bir şekle sokabilir.her insan dünyaya hakim olabilecek durumdadır bilgi kıymet sınırından uzaklaşmış durumdadır.in ter net denilen nimet insana neyi ulaşılmaz kılıyor?göz bulunduğu yerden şimdi dünyanın neresine sahip değil.
    İnsan neye ulaşmayı hedeflemişti nitekim.ulaşılan pozisyon aranan sonuç muydu?gelişim kendini bir yerde tamamlayabilecek miydi acaba?

    <$Blo10/10/05 16:11 <$Blo 
    <$BloBlogger mestroy...

    <$Blopeki insanı bu düşman kılan ögeler nelerdi..her insanın çıkarları konusu kendini düşünmesi mi..ilahi gücün dogrulugunu kabul edenler insanın vicdanı olduguna inanırlar..gerektiginde affdebilme yetenegi var..benim düşüncem insanoglu acımasız bir varlık olarak zmanın içinde kaybolacak...kimse yarını bilmiyor...tabi zamna makinesi yapılmadıysa..bence yapılmadı yapılsaydı suan gelecekten gelmiş insanları görebilirdik...biraz karısık oldu ama insanoglu cok karısık bir varlık...anafikir bu

    <$Blo15/9/06 14:37 <$Blo 
    <$BloBlogger mestroy...

    <$BloKURALLAR

    Kimileri yaşadıkları hayata kural koyar...Onlara göre kural koymak hayatı düzenlestirir...Koydukları kural hayatlarını düzenlestirdigi gibi imkanlarını da kısıtlar...peki hayatımızda kurallar olmasa ne olurdu...Hergün girdigin markette aldıgın seylere para vermesek ya da arabamızı otopark ücreti ödemeden otopark a parketsek... Saadece parasal anlamda degil ahlak kuralları da dahil buna, yolda herkesin gözü önünde bir heykelin önüne işesek..Belki de özgürlük budur...Ama sunu söyliyeyim insanların bir arada durması huzurlu yasaması için kurallar konuldu...Önceden bu kuralları krallar belirlerdi..Şimdi ise insanlık kendi belirledigi kurallar cercevesinde kendi kurallarını koyuyor uyguluyor...Kuralların olmadıgı dünya da su an ki konuma bkarsak aslında kendi koydugumuz kuralları kendimiz cigniyoruz .Peki bu kuralları neden koyuyoruz...Gördünüz mü yine basa geldik sebep ve sonuc aynı yere cıkıyor...İnsaoglu işte 1 miyon yıldır hüküm sürdügü dünyada ne kadar anlamsız ve acıklanamayacak kadar karısık bir varlıgız...Şunu söyliyebilirim ki benim görüsüm insanoglu yasadıgı sürece canının istedigini yapacak bu özgürlügün önüne set cekmek imkansız gözüküyor...

    MESTROY

    <$Blo15/9/06 14:40 <$Blo 

    <$BloYorum Gönder