• Cumartesi Yazıları
  • Düşler ve Erdemler

    Kılavuzu Don Quijote olanın burnu Cyrano gibi olur.

    Google
     
    Web Düşler ve Erdemler'de
    <$BloPazartesi, Ağustos 15, 2005

    <$Blo


    Ey Kaptan! canım Kaptanım! korkulu yolculuğumuz sona erdi
    Bütün tehlikeleri atlattı gemi, kavuştuk isteğimize kavuştuk,
    Liman şuracıkta, bak, çan sesleri geliyor, sevinç içinde halkımız,
    Gözler dümdüz ilerleyen teknemizde, teknemiz gururlu, korkusuz;

    Ama ey yürek! yürek! yürek!
    Ey kanayan kırmızı damlalar,
    Orada, güvertede Kaptanım yatıyor,
    Buz gibi olmuş, ölmüş.

    Ey Kaptan! canım Kaptanım! ayağa kalk, çanları dinle, dinle;
    Ayağa kalk -bayrak senin için çekildi- borular senin için çalıyor,
    Buketler, kurdeleli göğüsler senin için -senin için dolup taşıyor kıyılar,
    Herkes seni çağırıyor, yerinde duramıyor kalabalık, herkes seni görmek istiyor;

    Gel Kaptan! sevgili babacığım!
    Koluma daya başını, koluma daya!
    Bu bir düş, bu bir yalan, böyle güvertede,
    Senin buz gibi olman, ölmen.

    Kaptanım ses vermiyor, dudakları soluk, cansız,
    Babam kolumun dokunuşunu duymuyor, nabzı atmıyor artık,
    Gemi demirledi, güvenli, görev sona erdi, tamam,
    Korkulu yolculuğundan, şanlı gemi, amacına ulaşmış olarak dönüyor;

    Sevinin ey kıyılar, çalın ey çanlar!
    Ama ben üzüntülü adımlarla,
    Kaptanımın yattığı güvertede dolaşıyorum,
    Buz gibi olmuş, ölmüş.

    Walt Whitman(Çeviri: Memet Fuat)


    Abraham Lincoln için yazılmış bu şiiri Dead Poets Society, Ölü Ozanlar Derneği adlı filmde tanımıştım ilk kez. O Captain! my Captain!

    <$Blo8ents:

    <$BloBlogger Handan...

    <$BloBen de Ölü Ozanlar Derneği deyince bu şiiri hatırlarım hep.

    Gather ye rosebuds while ye may,
    Old time is still a-flying,
    And this same flower that smiles today,
    To-morrow will be dying.

    Robert HERRICK

    Carpe Diem...

    <$Blo17/8/05 19:33 <$Blo 
    <$BloBlogger Don Quijote...

    <$BloFilmin açılışı sayılabilecek bir sahnede eski fotoğraf görüntülerinin üzerine fısıldayan Robin Williams'ın sesini şu an da duyar gibiyim. Çarpıcı bir sahne.

    <$Blo18/8/05 18:35 <$Blo 
    <$BloBlogger Handan...

    <$BloEvet, o sahnede insan bir anda kendisini görüyor o fotoğraflarda sanki.

    <$Blo18/8/05 22:13 <$Blo 
    <$BloBlogger Don Quijote...

    <$Blocarpe diem'in "gününü gün et" gibi algılandığını da görüyorum zaman zaman. "günü yakala", "vur patlasın, çal oynasın"cılara hiç de yakışmıyor gibi... Ne dersiniz?

    <$Blo18/8/05 22:23 <$Blo 
    <$BloBlogger Handan...

    <$BloKendimiz de dahil olmak üzere herşeyin geçici olduğu dünyada, güzelliklerin tadını çıkartmak, görmek, farkında olmak, yarın elimizde olmayacağının bilinciyle bugününü geçiştirmeden yaşamak.

    Günü yaşamak yani.

    Evet haklısın, gününü gün etmek ile uzaktan yakından alakası yok.

    <$Blo18/8/05 23:38 <$Blo 
    <$BloBlogger Yureklius...

    <$BloGeçenlerde Tod Anderson (Ethan Hawke) ile tiyatrocu olmak istediği için intihar eden delikanlıya (çok meşhur olmadığı için ismini hatırlayamıyorum) başka bir filmde rastladım. Artık hangi filmdi bilemiyorum. Araştırsak olur da, ne gerek var...

    <$Blo22/8/05 12:04 <$Blo 
    <$BloBlogger Don Quijote...

    <$BloGünü yakalamak böyle birşey mi yoksa? :) "ne gerek var?"

    <$Blo29/8/05 17:39 <$Blo 
    <$BloBlogger Yureklius...

    <$BloTabii ki... Günü yakalayabilmenin bir şartı da, vakti zamanı enerjiyi gereksiz işlere harcamamak değil mi ? İlgiyi o kadar dağıtmaya lüzum yok bence.

    <$Blo1/9/05 08:49 <$Blo 

    <$BloYorum Gönder