• Cumartesi Yazıları
  • Düşler ve Erdemler

    Kılavuzu Don Quijote olanın burnu Cyrano gibi olur.

    Google
     
    Web Düşler ve Erdemler'de
    <$BloPazar, Aralık 04, 2005

    <$Blo


    İKİ USTA SİNEMACININ (Pier Paolo Pasolini ve Lars Von Trier) YORUMLARI İLE MEDEA: Bir annenin aşk adına giriştiği şiddetli intikam
    BÖLÜM I
    Yazı ve gösteri dünyasının temellerini oluşturan antik yunan tragedyaları insan doğasının vicdan, aşk, nefret gibi ruhsal öğeleriyle evrensel, zamanın toplumsal özelliklerini vurgulamalarıyla da yerel özellikler gösteren önemli saptamaları ile sanatın birçok alanına esin kaynağı, ve kimileyin psikososyal bilimlerin de çalışma alanı olmuşlardır. Bu tragedyalardan, sonraları dramanın tüm türleri ürerler ve mesela Shakespeare’de Macbeth olarak yeniden hayat bulurlar. Bunların içerisinde en çok bilineni, son derece etkileyici ve trajik olanı bana göre Sofokles’in Kral Odip adlı eseridir. Her nekadar başka bir yazı konusu olsa da Kral Ödip’ten şöylece bir bahsedip asıl konumuza doğru kanatlanalım. Odip’in fazlaca bilinmesinde, deyim yerindeyse popüler olmasında psikiyatrinin ve Freud’un önemli bir yeri vardır. Çünkü, “kaderine karşı” bir koşu içinde olan Odip, kahinlerin söylediği gibi alınyazısından kaçamaz ve babasını katleder, öldürmüş olduğunu bilmediği babasının yerine geçer, tanımadığı annesiyle evlendirilir ve ondan çocuk sahibi olur. Kralı olduğu kent bir veba salgını ile eriyip biterken bunun sebebinin kendinden kaynaklanan bir lanet olduğunu öğrenir, olayların üzerine gittiğinde her şey gün yüzüne çıkar; annesi de onu bilmiştir, kendisini asar. Odip, annesini bulduğunda kahrolur ve hemen o anda gözlerini oyarak kör olur. Bu tragedya, dramatik yapısı ve etkileyici kişileri yanında, eski ve yeni tüm toplumların cinsel kültürleriyle bağdaşmayan anne-erkek çocuk arasındaki lanetli ilişkiye değinmesi nedeniyle de önemlidir, ancak ve nedense babasını katleden çocuk, veya çocuğunu öldürmeye teşebbüs eden (infantisid) tarafları fazla da irdelenmemiştir. Sonuçta, Freud ile psiko(pato)lojik terminolojide ensest ilişkiler bölümünde Odip kompleksi adıyla yer alır.
    Hemen hemen aynı döneme denk gelen bir zaman diliminde yazılarak günümüze ulaşan diğer önemli bir eser de karmaşık ilişkilerin, tutkulu insanların anlatıldığı, Büyücü Medea’nın intikamın doruğuna ulaştığı bir başka tutku, aşk ve iktidar öyküsüdür. Euripides’in bu kanlı öyküsünde; Colchis’in akıllı ve güzel, yetkin büyü gücüne sahip prensesi Medea’yı tanırız önce. Ardından güç adına Altın Boynuzu çalmak için Colchis’e gelen Argonotların lideri yakışıklı ve güçlü Jason’la karşılaşırız. Altın boynuzu almak için çok uğraşan Jason, zaman içerisinde Medea’nın kendisine aşık olmasıyla bu isteğine kolayca kavuşur. İki aşık altın boynuzla kaçarlarken, Medea, yanlarına aldıkları erkek kardeşi Absirtis’i öldürerek parçalara ayırır ve peşlerine düşmüş olan Kral babasının askerlerinin bu parçaları toplayarak vakit kaybetmesi sonucunda paçayı sıyırarak Argo’ya ulaşır ve Iolcus’a yola çıkarlar. Kaderin çizdiği yol sonucunda Medea ve Jason, Corinth’e yerleşirler, burada Medea aşkına iki erkek çocuk verir. Birlikte mutlu giden hayatları, Corinth kralı Kreon’un iktidarını güçlü Jason’a bırakmak istemesi ve bu nedenle kızı Glauce ile evlendirmek istemesi sonucunda artık karanlık bir yola girmek üzeredir. Jason, hala Medea’yı sevdiğini ancak Kent krallığın devamı ve çocuklarının geleceği için bu öneriyi geri çevirmeyeceğini söyler, bu daha önceden tutkuları için kolayca katil olabileceğini gösteren Medea’nın tekrar karanlık ve lanetli, kanlı bir yola girmesine neden olacaktır. Medea’nın ruhundaki kötülük tetiklenmiştir. Düğün günü Glauce’ye güya çeyiz olarak bir urba gönderir, Glauce, büyük bir saflık ve iyi niyetle elbiseyi giyer ve çok kısa bir süre sonra elbiseden kaynaklanan bir zehirle acılar içerisinde ölür. Kral babası duygusal Kreon, kızının ölümüyle çılgına döner, kendini kaybeder ve yüksekten düşerek ölür. Medea’nın derin bir nefrete dönüşen aşkı (ki, bir yerde şöyle seslenir Jason’a: Ben, güzel ve varlıklı Medea, senin için Jason, doğduğum toprakları terk ettim; ben, Jason, senin için öz kardeşimi katlettim, ben, kral babamı acılar içerisinde koyarak sana kaçtım. Sebebi ne olursa olsun beni böylece bırakmanı hak etmiyorum). Vicdanını yokeden, içindeki tüm karanlıklar harekete geçmiş olan Medea’nın ruhu ölümlerden doymaz, Jason’a daha fazla acı vermek için iki erkek çocuğunu birden kendisi de acılar içerisinde kıvranırken, boğarak katleder ve cesetlerini Jason’ın önüne koyar. Ve ilginçtir, tüm bu ölümlerden sonra yaşamına devam etmek üzere Atina kralı, Aegeus’a sığınır.
    Odip’te olduğu gibi insana ait duyguların, vicdan, aşk, nefret, sevgi ve intikamın oldukça komplike ilişkiler içerisinde dönemin toplumsal yaşam tarzına uyarlanarak kişileştirildiği ve sorgulandığı bu eser Sofokles’inki kadar popüler olmasa da aslında gündelik hayatımızda ebeveyn şiddeti olarak özellikle 3.sayfa haberlerinde sanki az da olmayan bir şekilde karşımıza çıkar görünmektedir. Nefrete dönen aşkı yüzünden çocuklarını katleden bir anne öç almak duygusunun ve intikam denilen eylemin doruklarından başka nerede olabilir?
    İşte bu, bana göre dehşetengiz öykü, sinemanın iki ustası tarafından da yorumlanmış; seyretme olanağı bulduğum bu iki eseri şöylece bir gözden geçirmeye ne dersiniz?

    <$Blo0ents:

    <$BloYorum Gönder